ILGARDERE RES PROJESİ DAVASI BİLİRKİŞİ KEŞFİNDE GERGİNLİK!

Çanakkale İli Ayvacık İlçesi Keçikaya, Cemaller ve Söğütlü köylerindeki ormanlık alan ve tarımsal araziler üzerinde yapılması planlanan “Ilgardere Res Projesi 2. Etabı” için verilen “ÇED Gerekli Değildir” kararının iptali için açtığımız davada, bilirkişi incelemesi ve keşfi 31/08/2023 tarihinde gerçekleştirildi.

Çanakkale 2. İdare Mahkemesi’nde 2023/476 esas sayı ile açtığımız davanın keşfi, projenin “ÇED Gerekli Değil” kararı alınarak inşaatı tamamlanan ve işletmeye alınan ve  1. Etap olan 3 adet türbin’in yakınlarındaki alanında başladı. Şirket yetkilisinin davacı olan köylülere dönük aşağılayıcı ve hafife alan sözleri nedeniyle köylülerin haklı olarak öfkelenmesi ile yaşanan gerginlik jandarmanın müdahalesi ile önlendi.

Cemaller Köyü Muhtarlığı, Söğütlü Köyü Muhtarlığı ve köylerde yaşayan 11 vatandaş ile birlikte Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıklarını Koruma Derneği olarak açtığımız davanın keşfinde ilk beyan tüm davacıların avukatı olan Fevzi Özlüer tarafından yapıldı. Özlüer, “Projenin 3 etaba bölünerek her parça için ayrı ayrı ÇED süreci yürütülmesi hukuka aykırıdır.   Bu durum hile yolu ile kanunu dolanmaktır. Projeyi küçük parçalara bölerek “ÇED Gerekli Değildir” kararları alarak Çevresel Etki Değerlendirmesi Raporu hazırlamak zorunda kalmaksızın bir an önce faaliyete başlamak kanuna karşı hiledir. Mevcut türbinlere ilave olarak neredeyse yerleşim alanı içine kurulacak yeni türbinlerin yaratacağı gürültü, doğrudan sağlık ve özel yaşamın dokunulmazlığı hakkına müdahaledir. En temel insan haklarına aykırıdır. Köylülerin mülklerini ucuza kapatmak, temel geçim faaliyetleri olan hayvancılığı icra edemez hale getirmek suretiyle bölgeyi insansızlaştırmayı amaçlamaktadır. Doğal ve kültürel yaşamı zaafa uğratıcı niteliği nedeniyle proje için yapılan yer seçimi isabetsizdir.  Çevreye daha az zararı olacak yerler dururken, sınırlı bir süre için elektrik üretiminden sağlanacak sınırlı yarar karşısında, üç köyde yaşayan insanlar köylerini terk etmeye zorlanmakta, geçimlik kaynakları ellerinden zorla alınmakta, köylülere sosyal ve ekonomik olarak zarar verilmektedir. Toplumsal zararı olacak bu projenin gerçekleşmesinde kamu yararı bulunmamaktadır.” dedi.

Davacı köylüler adına konuşan Ali Kayalı ise mevcut türbinlerin yarattığı gürültü nedeniyle geceleri uyuyamadıklarını, yenilerinin ise evlerinin çok daha yakınına yapılmak istendiğini, bu durumda köyde yaşamalarının mümkün olamayacağını, proje gerçekleşirse ata topraklarından göç etmek zorunda kalacaklarını, hayvancılık yaparak geçindiklerini, eskiden mevcut türbinlerin yakınında bulunan gölette  hayvan suladıklarını, türbinler için

açılan yollar nedeniyle göletin yağmur ve kar sularını eskiden olduğu gibi biriktirmediğini, yosun tuttuğu için hayvanların su içmekten kaçındığını, oluşan gürültü nedeniyle türbin çevresinde yayılamadıklarını, hayvanların yeterince karınlarını doyurmadan akşamı ettiklerini,  bu nedenle et ve süt verimlerinin azaldığını söylemiştir.

Dernek temsilcimiz Recep Memiş de söz alarak projenin küresel ısınma ve iklim değişikliği ile bağlantısının araştırılması gerektiğini, proje tanıtım dosyasında yörenin arkeolojik değerleri ve somut olmayan kültürel miras konusunda sayısız antik kent kalıntısının ortasında bulunmasına rağmen soyut ve somut kültürel mirasın korunması hakkında önlem içermediğini belirterek bilirkişi heyetinde arkeolog bulunmamasının büyük bir eksiklik olduğunu vurgulamıştır. Geçen hafta yaşanan Çanakkale yangınının çıkması ve büyümesinin nedenlerin enerji projelerinin ormanlardaki insan etkileşimini artması, iklim krizi ve kuraklık olduğunu söyleyen Sn. Memiş, bu proje nedeniyle de ormanlık alanlarda türbin ve enerji nakil hatları inşası nedeniyle insan etkileşiminin artacağını ve bu durumun da yangın riskini arttıracağını belirtmiştir. Dernek temsilcimiz tarafından yapılan açıklama daha detaylı bir şekilde yazılı olarak da dava dosyasına sunulmuştur.

Keşif esnasında müdahil sıfatıyla söz alan şirket sahibi Seçkin Arıkan kanuna karşı hile yapmadıklarını, yasal haklarını kullandıklarını beyan ederek, insansızlaştırma iddialarının gerçeği yansıtmadığını, bölgenin aslında marjinal tarım alanı olduğunu, buralarda uzun süredir tarımsal faaliyet yapılmadığını, hayvancılık hakkında söylenenlerin asılsız olduğunu biraz da alaycı bir üslup ile vurgulamıştır. Müdahilin konuşması boyunca sürdürdüğü alaycı üslup köylüleri ajite ederek tepki vermelerine neden olmuştur. Bu tepkiler esnasında keşfin kesintiye uğraması gündeme gelmiştir. Hakimin talimatıyla harekete geçen jandarmanın müdahalesi sonucunda ortalık yatışarak keşfe devam edilmiştir. Gerginliğe yol açan Seçkin Arıkan, Ankara Barosu’na kayıtlı bir avukattır. Hak ve hukuku koruyup gözetmesi gereken Arıkan’ın bu tavrı oldukça yadırganmıştır.  Seçkin Arıkan, firmasına danışmanlık veren çevre mühendisi Murat Taşdemir’i Çevre Mühendisleri Odası eski başkanı olarak tanıtarak, bir meslek odası başkanına hem is verdiğini vurgulamış hem de bu meslek odasının itibarını kullanmaya çalışmıştır. Danışmanlık yapan Murat Taşdemir de eski oda başkanlığının bu yargılamadaki ücretli pozisyonuyla bir ilişkisi olmadığını düzeltmemiş, bir yönüyle patronunu onaylamıştır. Bu etik dışı tutumu ilgili meslek odalarının dikkate almasını umuyoruz. Çevre Mühendisleri Odası eski başkanlarının ücretli işlerinde “Oda” konumlarını kullanmaları kabul edilemez.

Yeni planlanan proje kapsamındaki türbin noktalarına ve köy merkezine gidilmemiş, bilirkişiler drone ile çekim yapmakla yetinmiştir. Ayrıca, diğer davacılara ve köy muhtarlarına konuşması için söz verilmemiştir. Keşif sonrasında, Cemaller Köyü’nde bir değerlendirme toplantısı yapılarak, bundan sonraki süreç ile ilgili olarak yol haritası üzerinde görüş alışverişinde bulunulmuştur.

PROJE VE ÇED SÜRECİ HAKKINDA BİLGİ:

Ilgardere RES Projesinin ruhsat sahibi, Or Enerji İnşaat Sanayi ve Ticaret A.Ş.’dir.  Şirket tarafından Ayvacık ilçesine bağlı Keçikaya, Cemaller ile Söğütlü köy sınırları içinde kalan ormanlık alan ve tarımsal arazi üzerinde 1. Etap 3 adet rüzgar türbini (10 Mwe) için 17.06.2020 tarihinde “ÇED Gerekli Değildir” kararı alınmıştır.  Yörede yaşayan vatandaşlar köy ilan panolarında askıya çıkarılmayan bu karardan ancak projenin gerçekleştirilmeye başlanması ile haberdar olmuş, ancak iş işten geçmiş ve yasal itiraz haklarını kullanamamışlardır.

Ancak köy yerleşim alanına çok yakın olan bu türbinlerin çıkardığı gürültü köylüleri uykusuz bırakmaya başlamıştır. Temel geçimi hayvancılık olan köylüler dedelerinin kazma kürek kullanarak inşa ettiği yağmur suyu toplama göletinin artık yeterince su tutmaz olduğu fark etmeye başlamıştır. Rüzgar türbinlerinin inşası için açılan geniş yollar gölete akması gereken yağmur sularının akışına engel olmuştur. Hayvanları türbinlerin bulunduğu sahada otlamaz olmuş, süt ve et verimleri azalmıştır. Bu arada ekoturizm yatırımı yapacağız diye köylüden ucuz arazi alma peşine düşen simsarların aslında RES firması adına arazi kapatmaya çalıştıkları ortaya çıkmıştır.

Köylüler yurtlarından edilmek istendiklerini düşünerek tedirgin olmuştur.

Projeleri parçalayarak, parçalı ÇED süreçleri yürütmek ve uzun ÇED süreçlerinden kaçarak  bir an önce küçük bir proje ile işe başlamak çoğu enerji ve madencilik şirketinin uyguladığı  kanuna karşı hiledir. Or Enerji de aynı yolu izlemiştir.

Şirket toplam proje gücünün hem 50 MWe’yi aşması nedeniyle hem de yeni yönetmelik değişikliğine göre EK-1 Liste kapsamında ÇED sürecini başlatmak durumunda kalmış, proje tanıtım dosyası yerine ÇED başvuru dosyası hazırlamıştır. Bu durumda Halkın Katılımı Toplantısı yapılması ve köylülere duyurulması zorunlu olduğundan, köylüler, Muhtarlıklarına yapılan duyuru ile toplantıdan ve 3. Etaptan haberdar olmuşlardır.

Bu süreçte köylüler Derneğimizle ilişkiye geçerek destek istemişlerdir. Proje ile ilgili tüm süreci, Proje tanıtım dosyaları ve ÇED Başvuru dosyalarını inceleyen derneğimiz, 28.04.2023 tarihinde köylülerle birlikte halkın katılımı toplantısına katılmış ve itirazlarını yapmıştır. Henüz inşaata başlanılmamış 2. Etap 5 adet türbinlik kapasite artışı projesi için de 09.02.2022 tarihinde yeni bir “ÇED gerekli Değildir” kararı daha alındığını, bu karara türbin yerlerinin askeri alanlara yakınlığı nedeniyle itiraz edildiğini ve yer değişikliği yapılmak zorunda kalınması nedeniyle henüz inşaata başlanılamadı öğrenilmiştir.

 
Toplantı esnasında yetkililere de sorularak pekiştirilen bu bilgi bir tutanak ile kayıt altına

alınmış ve köy ilan panolarında askıya çıkarılmadığı için fiili öğrenme tarihi olan 28.04.2023 günü   esas alınarak şimdi keşfi yapılan davayı açmaya karar verdik.

Cemaller Köyü Muhtarlığı, Söğütlü Köyü Muhtarlığı ve köylerde yaşayan 11 vatandaş ile birlikte Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıklarını Koruma Derneği olarak 2. Etap “ÇED Gerekli Değildir” kararının yürütmesinin durdurulması ve iptali için dava açtık. Yasal süresi geçmiş olduğu halde, öğrenme tarihimizdeki haklılık kabul edilerek davamız mahkeme tarafından kabul edildi.

Hem 2. Etap için dava sürecin ve 3. Etap için ÇED sürecini takip etmeye ve hem de proje hakkında kamuoyu oluşturmaya ve mücadeleyi sürdürmeye devam edeceğiz.

DERNEĞİMİZİN BİLİRKİŞİ İNCELEMESİ VE KEŞİF SIRASINDA MAHKEMEYE SUNDUĞU BEYAN:

ÇANAKKALE 2. İDARE MAHKEMESİ BAŞKANLIĞI’NA

İçerdiği vazgeçilmez kamu yararı nedeniyle doğal ve kültürel varlıkların korunması, hem vatandaşların hem de başta devlet olmak üzere bütün toplumsal kurumların temel sorumluluklarındandır. Derneğimiz başta Kazdağları çevresi olmak üzere, bütün ülkede bu sorumluluğu yerine getirmek amacıyla kurulmuş bir sivil toplum kuruluşudur. Bu sorumluluktan hareketle, Ilgardere RES projesine hakkında “ÇED Gerekli Değil” kararı verilirken idare tarafından bu sorumluluğun ihmal edildiğini gördük ve bu nedenle kararın iptali için davacı olduk. 

Dava dilekçemizde yer alan konularda tekrara düşmemek adına dilekçemize ek olarak bu işlem esnasında kamu yararı ilkesinin ihlal edildiğini düşündüğümüz bazı noktalara bilirkişilerin dikkatini çekmek istiyoruz.

1. Geçtiğimiz hafta içinde Çanakkale İlimizde yaşanan büyük orman yangınının nedeninin “iklim değişikliği”, “kuraklık”, “susuzluk” ve “enerji projeleri nedeniyle ormanlık alanlarda insan etkileşiminin artması” arasındaki etkileşim olduğunun görülmesinin davaya konu proje ile bağlantısının araştırılması:

Çanakkale yangını, Damyeri Köyü yakınlarında, ormanlık alanın hemen yanındaki bir elektrik iletim hattında, tellerin aşırı sıcaklar nedeniyle gerilmesi ve kıvılcım çakması nedeniyle etraftaki kuru örtünün hemen yanmaya başlaması nedeniyle başladı. Kısa sürede yangını hemen farkeden köylüler, kuraklık sonucu çeşmelerinden su akmaması nedeniyle yangına hemen müdahale edemedi ve söndüremedi.

Şiddetli rüzgar nedeniyle de yangın hızla arttı ve çok sayıda canlının ve bir orman ekosisteminin yok olmasına, köylerin zarar görmesine neden oldu.

Son yıllardaki orman yangınlarının, örneğin geçtiğimiz yıl yaşadığımız Marmaris yangınının da en büyük nedenlerinden birisi, özellikle enerji nakil hatlarındaki kıvılcımlar, tel kopmaları ve kuraklık nedeniyle de yangının hızla yayılması.  Özetle, enerji ve maden projeleri ve yapılaşma nedeniyle orman ekosistemlerine insan etkileşiminin artmış olması.

Derneğimiz gibi çevreye duyarlı toplum kesimleri uzun süreden beri yaklaşan bu tehlikeye dikkat çekmek için büyük çaba sarf ediyor. Şimdi keşfine geldiğimiz bu dava dahil bir kısmı Mahkemenizde nezdinde açılan davaları da kapsayan çığlıklarımız bu çırpınışların yansımalarıydı.  Bilim insanları iklim değişikliği, küresel ısınma kavramlarının insan doğa ilişkisindeki arızanın bir sonucu olduğunu çoktan belirlemişti.

Orman yangınlarının aşırı insan etkileşiminin kaçınılmaz sonucu olduğunu söylüyorlardı. Avustralya, Afrika ya da Güney Amerika gibi uzak diyarlardaki yangınların artan etkileşim ile bağlantısını ve bu etkileşimin doğaya saldıran vahşi maden ve enerji projeleri üzerinden gerçekleştiğini tereddütsüz olarak ifade ediyorlardı.  Ülkemizdeki bu tür projelere karşı açılan davalarda bilirkişi olarak görev yapan akademisyenlerimiz dış dünyadaki olgular için makalelerinde teslim ettikleri illiyet bağını rapor düzenledikleri somut projeler açısından irdelemediler. Bir kısmına taraf olduğumuz ya da taraf olma sürecinin bir kıyısında bulunduğumuz Paris Anlaşması, Kyoto Protokolü gibi uluslararası sözleşmelerde de yaklaşan kıyamet ile vahşi projeler arasındaki illiyet bağı görülüyor ama tatmin edici somut adımlar atmaktan kaçınılıyordu.

Önceden uzak ülkeler içinmiş gibi algılayıp umursamadığımız devasa orman yangınları birkaç yıl önce Akdeniz kıyılarına ulaştı.  Antalya, Marmaris derken Ege’nin iki yanını sardı. Bölgemizde ve ülkemizde yaz mevsiminin adı değişti artık. Yangın mevsimi oldu. Çanakkale’de köyleri aşıp şehir hastanesinin kapılarına dayandığını gördük geçen hafta. Cehennem mevsiminin başladığını anladık.

Bizler Ilgardere RES Projesi’nin de bu endişelerimizi daha da arttıracak bir enerji projesi olduğunu düşünüyoruz.  Toplumun enerji ihtiyacının daha az karlılık ile ekosisteme zarar vermeyecek alanlarda, güneş enerjisi gibi projelerle karşılanması mümkündür.  Buna rağmen sırf kar maksimizasyonu adına ülkenin en değerli ormanlık alanlarından olan Kazdağları yöresinin proje alanı olarak seçilmesinde kamu yararı yoktur. Bunun da ötesinde bu proje sayesinde oluşacak ilave insan doğa etkileşimi nedeniyle çıkacak yangınlarda bütün Kazdağları yöresinde doğal ve toplumsal yaşamın tehlikeye atıldığı ortadadır. Ufacık bir enerji ihtiyacı ile bütün Biga yarımadası üzerinde riske atılan yaşamdan kaynaklanan kamusal menfaat arasında kıyas götürmeyen bir ters orantı

vardır.  Bu nedenle bilirkişilerden; projenin gerçekleşmesi halinde oluşacak insan doğa etkileşiminin orman yangını riski oluşturup oluşturmadığının araştırmasını ve bu riskin karşılayacak önlemlerin alınması için ÇED süreci işletilmesine gerek olup olmadığının belirlenmesini istiyoruz.

2- Korunması gereken arkeolojik değerler ile yörenin dünyaca ünlü oksijen deposu olmakla ünlenen doğa yapısından kaynaklanan turizm potansiyelinin araştırılması ve bunların sağlayacağı sosyo-ekonomik fayda ile projenin ekonomik getirisinin kıyaslanması:

Korunması gereken kültürel varlıklar açısından Biga Yarımadası’nın her karışı eşsiz bir hazinedir. Proje alanının çevresi için internet üzerinde yapılacak basit bir tarama bile bu hazinenin niteliğini gözler önüne serer.  Başta batı uygarlığının paradigması sayılan İlyada Destanı’na konu olan Truva antik kenti olmak üzere, Assos, Alexandria Troas, Apollon Smintheon, Parion, Antandros gibi kazı çalışmaları yürütüldüğü için sayısız turist tarafından gezilmekle ekonomik yarar üretmeye başlamış ve  sürdüren antik kentler olmak üzere yüzey araştırmaları ile tespit edilen, farklı düzeyde sit kararlarıyla 

korunmaya çalışılan  kültür varlıkları bu hazinenin bilinen unsurlarıdır. Bunlardan Lamponia, Paleo  Gargara, Gargara, Pionia, Polimedon, Skepsis, Kebrene, Neandria, (Yahya Çavuş ve Akçakeçili   köylerindeki taş ocaklarında bulunan) antik sütunlar, Larissa, Hamaksitos, Kyrhsa, Lekton, Targisa, Kolonai, Büyükhüsun Dolmenleri gibi birçok varlık proje alanına bitişik sayılacak arazide yer alır.  Bir o kadar da henüz gün ışığına çıkmamış somut varlık olduğu hesaba katılmalıdır. 

Ayrıca Aeneas Rotası, Aziz Paulus’un Makedonya gezilerinde izlediği rota, Apollon Smintheus kutsal alanı ile Alexandria Troas arasında olduğu saptanan ve antik kaynaklarda Aziz Paulus’un geçtiği belirtilen antik yol gibi iç hukuk ve taraf olduğumuz uluslararası sözleşmelerle korunan soyut kültürel varlıklar bu yörededir.  Biz aslında her karışından tarih fışkıran ve antik kaynaklarda Troas olarak anılan Biga Yarımadası’nın tamamı doğal peysajı ile korunması gereken soyut kültürel varlık olarak ele alınması gerektiği de açıktır.

Bizler “ÇED Gerekli Değil” kararının proje nedeniyle kültürel varlıklarda oluşacak etkiyi hesaba katmadığı için yasalar ve uluslararası hukukun korunmasını emrettiği somut ve soyut kültürel mirasın, projeden ne şekilde etkileneceğinin araştırılmasını istiyoruz.  Ancak içlerinde bir arkeolog bulunmayan bilirkişi heyetinin eksik kaldığını düşünüyoruz.  Bu heyetin düzenleyeceği rapor da eksik ve dolayısıyla hüküm için yetersiz kalacaktır. Bu eksiklik; korunması gereken kültürel değerler ile civardaki köylülerin sosyo ekonomik çıkarlarının içerdiği kamu yararının, bir ya da birkaç şirket ortağının kazancı ötesinde

fazla bir anlam taşımayan projeden sağlanacak fayda arasında bir kıyaslama yapılmasına da engel olacaktır.

Bu nedenle bu hususları da dikkate alan yeni bir keşif ve bilirkişi incelemesine ihtiyaç olduğunu düşünüyoruz. Mahkemenizin, bölgenin somut ve somut olmayan kültürel miras konusunda da gerekli incelemenin yapılmasını sağlaması gerektiği, Müze ve Koruma Kurulu gibi kurumlara yazılar yazılarak yukarıda saydığımız kültür envanteri ve varsa koruma kararları hakkında bilgi istenmesi, gelen cevaplara göre saptanan kültür varlıklarını yok sayarak oluşturulan işlemin doğrudan iptaline karar verilmesi gerekeceği kanısındayız.

SONUÇ: Keşif esnasında ve sonrasında hazırlanacak bilirkişi raporunda beyanlarımız dikkate alınarak değerlendirme yapılması için gereğini saygı ile diliyoruz.  31/08/2023

Mehmet Akbulut

Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı